
Marx, 1847'de Komünist Manifesto'yu yazmaya başlarken “Avrupa'da bir hayalet dolaşıyor: Komünizm hayaleti” diye yazmıştı.
Ortada henüz tarih sahnesine iktidarı ele geçirmeye girişen bir işçi sınıfı yoktu. Kapitalizm bile henüz bütün dünyaya yayılmış değildi. Ama burjuvazi ve onunla birlikte karşıt sınıf, proletarya gelişme çizgisindeydi.
Marx ve Engels'in dehalarının bir yanı, embriyon halindekini görebilmekten geliyordu. 1830 işçi ayaklanmalarını hesaba katmaz isek, bırakın bilimsel sosyalizmi, ortada bir işçi devrimi, işçi sınıfının ciddi bir devrim girişimi bile yoktu. İşte o tarihsel koşullarda Marx ve Engels şöyle haykırıyorlardı:
“Avrupa'da bir hayalet dolaşıyor: Komünizm Hayaleti”
Marx ve Engels'in bu sözlerinden yüz seksen yıl sonra, komünizm sadece Avrupa'da değil, bütün dünyada; üstelik bir “hayalet” olarak değil, somut bir olgu, bir gerçeklik olarak dünya burjuvazisinin karşısına dikilmiş duruyor.
Fransa'da devrim!
Yüz seksen yıl önce söylenen bir sözü, şimdi insanlığın gündemine tüm canlılığıyla getiren gelişme, Fransız işçi sınıfının, emekçilerinin, gençliğinin yaklaşık bir ay önce başlayan ve giderek hızlanan, şiddetlenen devrimci ayaklanmasıdır.
17 Ekim'de yani bir kaç gün önce Fransa'da kusursuz bir devrim fırtınası esti. Bu fırtına, bu satırların yazıldığı sırada, hızından bir şey kaybetmeden sürüyordu. Burjuva sınıf egemenliğinin yıkılmasıyla sonuçlanıp sonuçlanmayacağını bilemiyoruz elbette. Ama artık nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, Fransa'da devrim bir gerçeklik, toplumsal yaşamı köklerinden sarsan bir somut olgu haline gelmiş bulunuyor.
Devrimci ayaklanma tüm Avrupa'da!
Fransız devrimi tüm Avrupa'yı etkisi altına aldı ve Avrupa işçi sınıfına, emekçi halklarına, gençliğine ilham kaynağı oldu. İtalya, Belçika, İspanya ve Arnavutluk hükümet binalarının yakıldığı, polisle şiddetli çatışmaların yaşandığı, cumhurbaşkanları ve başbakanların saklanmak zorunda kaldığı, yer yer devlet kurumlarının ayaklanmacılar tarafından ele geçirildiği ülkeler oldu. Bütün bu ülkelerde ayaklanmalar devam ediyor.
Komünizm, bütün dünyada!
ABD'nin en çok bilinen haftalık dergisi Newsweek geçtiğimiz günlerde “Amerikan Sosyalist Cumhuriyeti” kapağıyla yayınlanmıştı. Sosyalizme yönelik eğilimin ABD'de, emperyalist-kapitalist sistemin bu amiral gemisinde nasıl yayıldığını anlatmaya çalışmış. Kendilerini “demokratik sosyalist” olarak tanıtan politikacıların toplumun emekçi sınıfları tarafından nasıl benimsendikleri, desteklendikleri, seçildikleri üzerinde durmuş.
Derginin bu yayını hangi amaçla yaptığının şimdilik bir önemi yok. Önemli olan olgunun kendisidir ve öne çıkardığı şey somut bir olgudur: Amerikan işçi sınıfı, yoksul kitleleri, gençliği, emekçileri kendilerini “sosyalist” olarak tanıtan kişileri destekliyor.
ABD, burjuva sınıf ile işçi sınıfı ve diğer emekçi kitleler arasında patlak verecek bir iç savaşın eşiğinde. Komünizm korkusu bütün egemen yönetici sınıfı sarmış. ABD Başkanı Trump'ın her gelişmede, her harekette, kitlelerin her kıpırdanışında komünizm hayaleti görmesi boşuna değil. “Amerika asla komünist bir ülke olmayacak!” İşte, muhtemelen her gece, başını yastığa koyarken sayıkladığı cümle bu olmalı.
Ne oluyor?
Ayaklanmalar, devrimler, devrim girişimleri neden yaklaşık aynı zaman aralığında ardışık biçimde patlak vermeye başladı?
Önce şunun altını çizmek gerek: Bütün bu devrimler, devrim girişimleri, ayaklanmalar, isyanlar mevcut kapitalist düzene, burjuva sınıfa, kapitalist özel mülkiyete, insanlığın yarattığı tüm zenginliğin bir avuç kapitalist asalağın elinde olmasına karşıdır. Bütün bu ayaklanmaları, devrimleri kesen ortak çizgi, kapitalizme, kapitalist özel mülkiyete ve burjuva sınıfın politik egemenlik aracı olarak burjuva devletlere karşı olmalarıdır.
İnsanlık, 1917'de Büyük Ekim Devrimi'nin başlattığı emperyalist-kapitalist sistemin çöküş, proleter devrimlerle sosyalizme geçiş çağının yeni bir evresine giriş yapıyor. Bu evre, kapitalizmden sosyalizme toplumsal devrimlerle geçiş evresidir; mülksüzleştirenlerin dünya çapında mülksüzleştirilmesi evresidir. Dünyanın dört bir tarafında kapitalist özel mülkiyet işçi ve emekçi sınıfların ağır saldırısı altındadır.
Bu bir süreçtir. Bugünden yarına, bir ya da birkaç yıl içinde bitecek bir süreç değil. Bu, bir toplumsal sistemden bir başka toplumsal sisteme, kapitalist toplumdan sosyalist topluma devrimler yoluyla geçiş sürecidir.
Amerika'dan Fransa'ya kadar, işçi sınıfı, emekçiler, yoksul kitleler, gençlik yeni bir toplumsal sisteme, sosyalizme geçiş için atılım üstüne atılım yapıyorlar. Bu geçişin tek atılımlık bir süreç olmadığı ve olmayacağı açık. Devrimler tek bir atılım, tek bir çarpışma, tek bir isyan ya da ayaklanmayla zafere ulaşmayacak. Bunun için bir dizi ayaklanma, isyan ve çarpışma gerekebilecek.
Dün Fransa'da patlak veren ve halen de devam eden ayaklanma Fransa devrimci sınıf ve güçlerinin ilk ayaklanması değil. En bilineni “Sarı Yelekliler” ayaklanması, halen hafızalarda canlıdır. Ama görüldüğü gibi, emekçilerin isyan ve ayaklanmaları emperyalist-kapitalist Fransız devletini dalgalar halinde dövüyor. Fransa örneğinden hareket edersek, hangi dalganın ya da kaçıncı dalganın bu burjuva devlete ve burjuva sınıf egemenliğine son vereceğini önceden bilemeyiz. Fakat bu kavganın son büyük kavga olduğunu biliyoruz.
Marx ve Engels, “Avrupa'da bir hayalet dolaşıyor, Komünizm hayaleti” cümlesine şöyle devam etmişlerdi: “Eski Avrupa'nın bütün güçleri bu hayaleti defetmek üzere kutsal bir ittifak kurdular...”
Marx ve Engels'in bu muazzam öngörüsü günümüzün tüm olaylarını da açıklıyor. Bir farkla ki, artık “Avrupa” yerine “Dünya” kelimesini yerleştirmek lazım. Evet eski dünyanın bütün güçleri bu hayaleti defetmek üzere kutsal bir ittifak kurmuş durumdalar.
Bu, günümüzde süren tüm savaşlardaki saflaşmayı da açıklıyor. Eski dünyanın bütün güçleri, komünizm tehlikesine karşı kutsal bir ittifak halinde yeni dünyaya karşı küresel iç savaşı sürdürüyorlar.