< < Geleceğin Ele Geçirilmesi İktidarın Ele Geçirilmesiyle Başlar

Birçok kimse, her gün oluşan ve yerini hızla yenilerine bırakan olayları anlamak için günlük bilince başvuruyor. Oysa günlük bilinç, olayları, olayların akışını ve bunun temelindeki gelişmeleri anlamamıza olanak vermiyor. Olayların üzerinde hareket ettiği temeli anlamamızı sağlayan devrimci teorik kavrayıştır. Gerçeklik ancak bu yolla doğru olarak yansıtılabilir.

Bu bakış açısını, son günlerin tartışma konusu olan “mafya-siyaset” sorununa uygulayalım. Konuyu sığ ele alan bütün küçük burjuva sosyalist hareketler, olaya çok sığ yaklaştıkları için, çürümeyi siyasi alanla sınırlıyorlar. Halbuki çürüyen, yozlaşan yalnızca siyasi sistem değildir. Çürüyen toplumsal sistemdir. Kapitalist üretim ilişkileridir. Gerçekliği doğru yansıtmak, gerçekliğe en derinlikli yaklaşımla olur. Bu toplum bugün çürümeye başlamadı. Kapitalizm, doğuşuyla birlikte, çürüme içinde ve çürümeyle birlikte ilerler. Bugünkü durumu anlamak için bu tarihsel-toplumsal gerçeklik doğru olarak anlaşılmalıdır. Bugün olan şey çürümenin derinleşmesi ve en uç noktaya varmasıdır. Bu, eski toplumsal sistemin dağılma aşamasıdır.

Buradan çıkarılması gereken sonuç; toplumun krizi, çöküşü, çürümesi ve dağılması, yeni bir topluma geçişin kaçınılmazlığının ve zorunluluğunun olduğu kadar, güncelliğinin ve ivediliğinin ortaya konmasıdır. Fakat, küçük burjuva sosyalist hareketlerin buradan çıkardıkları sonuç, sistemin pisliğini temizlemek reformist görevi oluyor. Sanki mümkünmüş gibi, yıllardır bu sığ anlayış öne çıkarılıyor. Kapitalizmin pislikleri, toplumsal felaketleri, yozlaşması kapitalizmden ayrılamaz. Kapitalist üretim biçimi, gelişmesiyle birlikte, bu olguları sürekli üretiyor. Demek ki, sorun toplumsal sistem sorundur. Bir toplumsal sistemden daha yüksek ve üstün yeni bir toplumsal düzene geçme sorunudur. Ve sorun, bununla bağıntılı olarak, halk demokrasisi ve sosyalizm mücadelesini zafere ulaştırma sorunudur.

Güncel sınıf mücadelesi, toplumsal gerçekliğin sadece bir anına, bir yönüne, bir olayına karşı gelişmiyor, daha kapsamlı olarak gelişiyor. Sınıf mücadelesinde olayların akışına, akışın temposuna ve yönüne etkide bulunan birçok etken var. Nesnel olanların yanında, öznel etkenler bunda önemli rol oynar.

Komünist partinin devrimci programı, ideolojik görüşleri, politikaları, siyasi strateji ve taktikleri olayları, değişimi anlamada teorik yeteneği; kısacası teorik, politik ve pratik mücadelesi sınıf mücadelesine, olayların akışına devrimci amaçlar yönünde itiş verir. Devrimci komünist partinin, Leninist Partinin teorik-pratik rolü anlaşılmadan, işçilerin sınıf mücadelesinin gelişimi ve bugün vardığı ileri düzey anlaşılamaz.

Emekçilerin sınıf kavgasını ileriye taşıyan başka bir etken, bütün canlılığıyla varlığını gösteren işçilerin sınıf dayanışmasıdır. Sınıf dayanışması, ulusal sınırları aşan, uluslararası karaktere sahiptir. İçeride olduğu gibi, uluslararası alanda süren sınıf dayanışması, günceldir, somuttur ve capcanlıdır. Sınıf mücadelesinin toplumsal sahnesi bütün dünyadır. Sınıf dayanışması, işçilerin mücadele birliği, kapitalizme karşı savaşımda emekçilerin bir silahıdır, bir üstünlüğüdür. İktidar kavgasının güçlü bir aracıdır. Güncel olarak, işçilerin devrimci sınıf dayanışması, devrimin itici gücüdür.

Avrupa ve ABD’de sınıf savaşı doksanlı yıllarla birlikte yükseliş gösterirken, Latin Amerika’da, Türkiye ve Kürdistan’da çok daha öncesine dayanan şiddetli biçimde sürdü. Bu topraklarda sınıf savaşı yarım yüzyılı aşan bir zaman diliminde, iç savaş ya da iç savaşa yakın bir çizgide gelişti. Ezilen ve sömürülen kitleler açısından böylesine şiddetli bir savaşı yıllarca sürdürmek için düşman sınıfın sahip olmadığı, büyük bir devrimci enerji sergilemek gerekiyor. Mücadeleye itiş veren devrimci enerji ortaya konmuştur ve konacaktır. Bu kitleler ki bütün bu süreç boyunca nice katliamlara, kesintisiz kapitalist şiddete ve saldırılara, dünyanın en ağır baskı koşullarına rağmen, her koşulda dövüşecek bir güç ortaya koymuştur. Tekelci kapitalist güçlere, faşizme ve sermayeye karşı büyük bir devrimci enerjiyi harekete geçiren, her koşulda edinilmeyecek bir mücadele yeteneğini göstermek ve her yeni gelişmeyi karşılayacak bir yetkinlik düzeyine sahip olmak, burjuvazinin elini kolunu bağlıyor. Böylesi bir devrimci kitle karşısında egemen sınıfın, hareketi her bastırma girişimi sonuçsuz kalır.

Proletaryanın devrimci sınıf partisi, Leninist Parti, şiddetli sınıf mücadelesi içinden geçerek, uzun iç savaşta işçi sınıfının yönlendirici gücü olarak şekillendi. Leninist Partinin teorik ve politik mücadelede yetkin bir konuma gelmesi, emekçi kitlelerin sosyal pratiğinde etkin bir rol oynaması, onu halk demokrasisi ve sosyalizmin öncü bir gücü konumuna getirdi. Parti, her şeyde öncü, devrimci komünist programı ve düşünce yapısıyla devrimci sınıf mücadelesini tutarlıca sonuna kadar götürecek niteliktedir. Sadece genel komünist nitelikler bakımından değil, canlı mücadelesiyle de, bu işi daha ileri aşamalara, devrime ve devrimde zafere götürecek bir güç sergilemektedir.

Leninist partinin programı teori-pratiktir. Teori-pratik bağını sağlayan devrimci sınıf politikasıdır. Nasıl ki, pratikten kopuk teori, işçi partilerini yıkıma götürmüşse, teoriden kopuk pratik de aynı sonuca yol açmıştır. Teori diye bir yığın yavan şey söyleyen birçok siyasi hareketin yıkılışını gördük. Onlar hiçbir zaman gerçek anlamda devrimci teoriye dayanmadılar. Varlığını sürdürebilenlerse, düşünsel olarak mücadeleyi götürebilecek bir durumda değil. Görüş diye ortaya koydukları yavanlıklar dikkate alınacak bir içeriğe sahip değil. Yavan bir anlayışla da gelişen ve değişen koşulları ve durumu anlayamazlar. Bu yüzden başkalarının görüşlerini kendilerine mal ederek, biraz olsun yıkılışlarını yavaşlattılar. Bu hareketler bu yolla, yalnızca dergi çıkarmakla kalmayıp, Leninist Partinin ortaya konan görüşleriyle kitaplar bile çıkardılar. Kitlelere Leninist Partinin görüş, politika ve sloganlarıyla gittiler. Dolayısıyla, bu siyasetlerde, teori-pratik birliğinden söz edilemez. İşçiler ve emekçi kitleler, onlarla birlikte yürüyerek, hiçbir zaman devrimci amaçlarına ulaşamazlar.

İşçi sınıfının, sınıf bilinçli, devrimci teoriyle donanmış partisinin yönlendiriciliği olmadan, emekçi kitleler ne yöne gideceğini bilemezler. Emekçi halk kitleleri ya proletaryanın devrimci ideolojisinin etkisine girer ve böylece toplumsal kurtuluş yönünde ilerler, ya da burjuvazinin ideolojik etkisine girerler. İkisinin ortası yoktur. Doksanlarda bir çok işçi partisinin, sosyalist ve komünist partinin, diyalektik ve tarihsel materyalizm dünya görüşünü terk ettikten sonra burjuvazinin ideolojik etkisine girdiğini gördük. Bu büyük ders göstermiştir ki, işçi sınıfı, Marksist-Leninist ilke ve görüşlere dayanarak, büyük amacı olan sınıfsız-sömürüsüz bir topluma ulaşır.

Çalışan sınıfı amaca götürecek devrimin nesnel ve öznel unsurları bir araya geldi. Yani devrimi güncelleştiren koşullar doğmuştur. Uzlaşmacı küçük burjuva siyasetlerse, başka bir yönde ilerliyor. Onlar, yıllardır burjuva muhalefeti (yalnızca siyasi iktidara muhaliftir) iktidara taşımak için kendilerini sorumlu ve görevli görüyorlar. Burjuva muhalefetin basit siyasi uzantısı rolünü sadece seçimlerde değil, diğer zamanlarda da oynuyorlar. Savlarını güçlendirmek için de, bilimsel sosyalizmi küçük burjuva doğrultuda çarpıtıyorlar. Burjuvaziyle işbirliğinin geldiği nokta, işçilerin sınıf mücadelesinin bir devrimle sonuçlanmasını engellemek. Böylece burjuvazinin sınıf egemenliğini güven altına almaktır.

Burjuvazinin sınıf egemenliği, yalnızca siyasi iktidarla sınırlı değildir, burjuva muhalefeti de kapsar. Buradan, işçi sınıfının, stratejik mücadelesi için şu sonuç çıkar ki, çalışan sınıfın ve emekçi halkların devrimci mücadelesi, burjuvazinin sınıf egemenliğinin kendisini yerle bir etmeyi hedefler. Bu, emekçilerin tarihsel görevidir.

İnsanlık tarihinin insanca koşullarda devam etmesi bu görevlerin, bir ön koşul olarak yerine getirilmesine bağlıdır. İnsanları canlı, enerjik, coşkun yapan insanca bir gelecek uğruna mücadeledir. Burjuva güçlerle işbirliği yapanlarsa, bununla bağıntılı olarak, kaçınılmaz olarak yozlaşır. Bu düzlem artık, burjuva ideolojinin etki alanıdır. Fakat, onlar, burjuva kurumların çürüyüp yozlaştığını seslendirirken, kendilerindeki çürümeyi ve yozlaşmayı göremiyorlar. Bir çoğu, tüm siyasi hayatı boyunca küçük burjuva yaşam tarzına uygun bir siyaset izlerken, bazıları da tam otuz yıldır, burjuvazinin güvenli limanlarında siyaset yapıyor. Bu yaşam tarzında ısrar, hepsini çürüttü, alıklaştırdı. Çürüme yöneticilerle sınırlı kalmadı, tüm yakın çevreye yayıldı. Uzlaşmacı siyasetleri destekleyen kitle, rahatına düşkün, durumunu alt üst edecek, her “aşırı” devrimci eylemden uzak kalan, dolayısıyla, kapitalist düzenle köprüleri atmak istemeyen insanlardan oluşuyor. Gerçek anlamda devrimci kitleler, bu kendinden memnunların dışında hareket ediyor. Tüm reformist hareketlerin, tüm bu hakiki sosyal demokratların amacı, devrimci sınıf mücadelesini yatıştırmaktır.

Devrimci işçiler, amaçlarına sınıf mücadelesiyle, sınıf olarak hareket ederek ve sınıf mücadelesi araçlarına dayanarak varırlar. İşçilerin sınıf olarak davranması, bağımsız ve devrimci sınıf politikası izlemesi, devrimci bir siyaset sürdürmesi, bir devrim partisi olan Leninist Parti'de örgütlenmelerini gerektirir. Sınıf mücadelesi yatıştırıcıları ise, kendilerini burjuvaziyle uzlaşma zeminlerinde tutacak araç, yol ve yöntemlere başvuruyorlar. Gerçek anlayışları şudur: Elveda proleter sınıf mücadelesi, elveda devrimci mücadele yolu, elveda işçi sınıfının kurtuluşu, elveda öncü devrimci sınıf partisi. Şu açıktır ve emekçi kitlelerin sosyal pratiği tarafından doğrulanmıştır ki, işçi sınıfının tarihsel devrimci görevlerini yerine getirmek, sınıf bilinçli işçilere ve sınıf bilinçli partiye düşmektedir.

Öte yanda, burjuvaziyle birlikte yürüyenler, iklim krizi, çevre krizi gibi temel sorunlara da köklü bir çözüm getiremezler. Hem burjuvaziyle birlikte olup, hem çevre krizini tutarlı olarak ele alamazsın. İklim krizi, çevre sorunu, bir toplumsal sistem sorunudur. Kapitalist üretim, doğa ile karşıtlık halindedir. İnsanla doğa ilişkisini akla uygun olarak yeniden ele almanın ilk koşulu, kapitalist sistemi yıkmak, toplumu temelden dönüştürmektir. Çevre sorunu, özel mülkiyetin yerini üretim araçlarının kolektif mülkiyetinin almasıyla akla uygun çözülebilir.

Toplumsal çelişkilerin keskinleşmesi, sınıf karşıtlıklarının şiddetlenmesi ve sert çatışmalara yol açması, çatışmaların uzun iç savaş biçimini alması, emekçi kitlelerin tükenmeyen devrimci enerjisi, devrimci durumun birbirini izleyen çeşitli çap ve derecede halk ayaklanmaları en uzlaşmacı siyasetleri bile devrimci laflar etmeye zorlayacak kadar baskındır, başattır. Fakat bir gerçeklik, bir olgu olan devrimin güncelliği kabul edilmediği ve bütün çalışmaların temeline yerleştirilmediği sürece, bu devrim hakkında konuşmak yavan sözlerin ötesine gitmez. Devrim, başka zamanların sorunu değil, şimdiki zamanın sorunudur.

İktidarın ele geçirilmesi de, devrimin temel sorunudur. Devrimin temel hedefi, geleceği ele geçirmektir. Geleceği ele geçirmek, burjuvazinin belli bir kesimiyle yürüyerek değil, burjuvaziye karşı savaşarak; burjuvazinin sınıf egemenliğini ve sınıf düzenini yıkmakla başlar.

Geleceğin emekçi kitlelerce ele geçirilmesi, halk tarafından, halk iktidarıyla başlar. Geleceği ele geçirmek, işçi sınıfının kurtuluşudur.

Geleceği ele geçirmek, iktidarın ele geçirilmesiyle başlar.

C.DAĞLI