Günübirlik çıkarlar için büyük, temel düşüncelerin unutuluşu, gelecekteki sonuçları dikkate alınmadan yönelinen geçici başarılar ve bu başarılar adına verilen mücadeleler, hareketin bugünü için geleceğinin feda edilerek yüzüstü bırakılışı, tüm bunların makul gerekçeleri olabilir. Ama bütün bunlar oportünizmdir ve oportünizm olarak kalır. Üstelik ‘dürüst’ oportünizm, belki de bütün oportünizmlerin en tehlikelisidir.”

F. Engels

Engels’in keskin ve net tespitlerini Türkiye ve Kürdistan’ın güncel sınıf mücadelesine uyguladığımızda, aynı sonuçlarla tekrar ve tekrar karşılaşırız. Sosyal reformistler ve oportünistler, büyük amaçları, küçük amaçlara feda ettiler, devrimci hedefler, günlük taleplerin arkasına itildi. Yasal sol partiler, diğer küçük burjuva hareketler, günlük sosyal reformist gazeteler günlük mücadele başarılarını her şey sayan bir çizgi izliyor. Emekçileri, güncel devrim için ciddi hazırlık yapmaktan ve mücadele etmekten uzak tutmak için özel bir çaba içindeler. Dolayısıyla, oportünizmi, reformizmi, sınıf uzlaşmacı özlerini her zaman teşhir etmek, kitleleri devrime hazırlamanın bir koşuludur.

Devrimin birçok koşulu oluşmuştur. Sermayenin büyümesi, ileri maddi koşulların varlığı, işçi sınıfının zaferi için gereken ortamı hazırlamıştır. Emekçilerin çağın ölçütleriyle derin yoksulluğu ve kapitalizmin iç çelişkilerinin keskinleşmesi toplumsal devrimi doğurmuştur. Bu koşullar da devrimin zaferi için, devrimci işçilerin ve diğer devrimci kitlelerin, her şeyi göze alan, gözüpek eylemleri gerekiyor. Bu yönde büyük bir ilerleme gösterildi. Eylemlerde her yönde bir gelişme var. Bugün her yerde, sömürüye, artan sermaye ve devlet baskılarına karşı başkaldıranların sayısında çığ gibi büyüme var. Başkaldırılar her yerden devrime akıyor.

Bugün, bugüne kadar oluşmuş olan devrimin en büyük, en güçlü, toplumsal ordusunun varlığını ve savaşımını bile, devrim için yetersiz bulanlar, geçen yüzyılda, daha zayıf bir devrimci güçle devrimlerin zafere götürüldüğünü kavramıyorlar. Bir çok yerde daha küçük öncü güçler devrime önderlik etti. Bu sonucun alınmasında proletaryanın bağımsız devrimci politikasının etkisi, devrimci komünist görüşlerinin dönüştürücü, eyleme geçirici gücü ve devrimci eylemlerin ateşleyici, devrimcileştirici rolü açık seçik ortadadır. Devrimlerin tarihine, deneyimlerine, devrimci bakış açısıyla bakılmalıdır. Devrimci bir anlayış olmasaydı, 20. yüzyılın devrimleri küçük bir öncüyle zafere ulaşamazdı. Devrimin şartlarının oluştuğu bir yerde, devrimci bir anlayışla davranma, sonuç almada kilit öneme sahiptir. Tarihsel sınıf görevlerini etkin olarak yerine getirmeleri için işçilere devrimci bir anlayış kazandırılmalı. Devrimci anlayış, uzlaşmacı siyasetlere karşı mücadelenin de etkin bir yöntemidir.

Bütün bu hareketler, devrimci bakıştan yoksun oldukları için, Gezi öncesi olaylar bir ayaklanmaya ilerlediği halde, gidişin ayaklanmaya doğru olduğunu anlayamadılar. Oysa her şey gözlerimizin önünde meydana geliyordu. Olayların devrimci yönde ilerlediği açıktı. Fakat gelişmelerin bir ayaklanmaya doğru olduğunu anlamak için, her şeyden, devrimci bir bakışa sahip olmak gerekiyordu. Onlardaysa egemen olan oportünizmdir, reformizmdir. Politikalarının esasını, Engels’in tam da eleştirdiği günlük mücadelenin şişirilmiş sonuçları oluşturuyor. Temel olan, günlük olana feda ediliyor. Bakış açısı günlük mücadele sınırlarını aşmayanlardan, devrimin güncelliğini anlamaları beklenemez.

Devrimci sorular sormuyorsan, dünyayı altüst eden büyük başkaldırıyı da önceden ortaya koyamazsın. Oysa bugünkü küresel ayaklanma uzun süredir, sayısız olay tarafından oluşturuldu. Sadece bir-kaç yıl önce değil, bir-kaç on yıl önce, yoğunlaşan sınıflar kapışması, içinde daha büyük ve global isyan ve ayaklanmalar tohumlarını barındırıyordu. Dünyada devrimci durumun oluşması bir-iki senelik gelişme değil, doksanlı yıllardan beri süren bir olgu. Küçük burjuva gruplar, bu durumu ve koşulları hiçbir zaman belirtmediler. Oysa Leninist Parti bu olgunun ve yol açacağı sonuçlar üstünde duralı çok uzun zaman oldu. Bu kadar uzun süre, devrimci durumun oluştuğu, devrimci krizin derinleştiği emperyalist-kapitalist dünyada, birçok kıtayı kapsayan ayaklanmaların patlak vermesi anlaşılmaz bir durum değildir.

Böylesine tutuşturucu bir ortamda, şu ya da bu olay kıvılcım rolünü oynayabilir. Bunların çoğu rastlantı sonucu ortaya çıkabilir. Rastlantıların tarihin ilerlemesinde belli bir yeri vardır. Bu, yadsınamaz. Fakat, çok sık tekrarlanan ve bazıları rastlantı sonucu oluşan bütün bu olayların en temeldeki zorunluluktan kaynaklandığı kavranmalıdır. Temeldeki çelişki, kendini krizler, gerilimler, kaos vb biçiminde gösterir. Gerilim büyük çatışmalara dönüşür. ABD’de beş aydır süren büyük yangını başlatan kıvılcım, George Floyd’un ırkçı katliamı oldu. Lübnan'da başka bir olay, Irak ve başka yerlerde daha başka rastlantılar oldu. Her yerde, küçük bir kıvılcımı büyük bir ateşe dönüştüren uygun bir ortam var. Bu, devrim ortamıdır.

Proletaryanın ve halkların burjuva egemenliğini her yerde kuşattığı koşullarda, yeni ayaklanmaların patlak vermesi, birçok yerde kapitalist düzenlerin yıkılması ve her devrimin, başkalarını ateşlemesi beklenmez şeyler olmaz. Bu durum bizi, daha başka sorunları tekrar tekrar ele almaya yöneltiyor: İktidar sorunu. Kitlelerin her ülkede burjuva güçlerle çatışması, çatışmanın ayaklanmalara ve devrime çevrildiği bir süreçte, iktidar sorunu, hareketin sadece merkezi, kilit bir zorunu değildir; aynı zaman da hemen ele alınması gereken bir sorundur. Bu sorun, ayaklanmanın olduğu Avrupa ülkelerinde, diğer kıtalarda, Gezi’de ivedi bir sorun olarak karşımıza çıktı. Bugün ve yarın ayaklanan her halkın karşısına çıkacaktır. Dolayısıyla iktidar sorununu çözmek için insanlar daha yoğun bir çaba içine gireceği çok açıktır. İktidar sorununu çözmenin ilk devrimci adımı, Geçici Devrim Hükümeti olacaktır. İktidar sorunu ve GDH sadece acil değil, aynı zamanda yaşamsaldır. Kitlelerin yeni geleceğiyle ilgilidir. Halk ayaklandığında, iktidarı kendi kurmazsa, burjuva çevrelerin, ayaklanma üzerinden kendi hükümetlerini kurduğu ve kuracağı bilinmelidir. Kuzey Afrika’da, Lübnan ve Irakta, daha öncesinde Yunanistan’da olan budur. Son yılların ayaklanmalarının bize öğrettiği en önemli ders budur.

Devrimci iktidar için mücadele vermeyen bunu sınıf savaşının en ivedi ve en önemli görevi olarak önüne koymayan işçi sınıfı adına hareket ettiğini söylese de, gerçekte, burjuvazinin kabul edebileceği partilerdir. Böyle bir hareket, kapitalistlerin bir oyuncağı olmaktan kurtulamaz. Pratikte olan budur. Bunlar, emekçilerin devrimci programını hayata geçireceğine, burjuva muhalefetin basit bir siyasi eklentisi olarak davranıyorlar. Bütün politikaları, burjuva muhalefetini, nasıl etkin muhalefet yapacaklarını ortaya dökmeye dayalıdır. Burjuva muhalefet iktidara gelirse onun siyasi destekçileri olarak kendilerinin de güçleneceğini düşünüyorlar. Yeni iktidar, yeni bir “toplumsal sözleşme” yapacak, onlar da bunda yerini alacaklar. Oysa burjuvaziyle sınıf işbirliği ve uzlaşma politikası -ki sosyal reformist partiler ve günlük gazeteleri bu anlayışın sözcülüğünü yapıyor- tükeniştir, emekçileri burjuva çevrelerin peşine takmaktır ve sonuç olarak yoz bir çevre haline gelmektir. İşçiler böyle siyasi hareketlere güven duymazlar. Uzlaşmacı siyasetler, burjuvaziye yakın, emekçilereyse çok uzaklar. Bu durum, işçilerin onlardan uzaklaşmalarını ve gerçek devrimci güçlerin yanında yer almalarını hızlandıracaktır.

İşçi sınıfının en ileri, en mücadeleci, en tutarlı devrimci kesimleri proletaryanın devrimci sınıf partisinin devrim programını gerçekleştirmek için mücadele veriyor. Bu, şu anlama gelir: Devrim kapitalist sınıfın bütünlüğünü devirmeyi hedefler. Sadece kapitalistlerin sınıf egemenliğini değil, kapitalist sınıf düzenini de devirme görevini önüne koyar. Çok açıktır ki, devrim programı, bir toplumsal sistemin yerine, başka ve üstün bir toplumsal sistemi koyar. Bu, halk demokrasisi ve sosyalizm mücadelesidir.

Burjuvaziyi devrimle yenmek, iktidarı almak ve üstün bir toplum inşa etmek; işte kitleleri aktif olarak kavgaya çekecek olan asıl etmen. Sınıf savaşımının büyük deneyimi ve edinilen ileri bilinç düzeyi, emekçi kitlelere şu konuda kesin fikir veriyor: Devrimci mücadele dışında bir yol, hiçbir biçimde gelecek sorununu çözemez. Yalnızca devrimci savaşla, burjuvazi karşısında politik bir üstünlük sağlar ve onu yeneriz. Yalnızca geçmiş mücadeleler tarihi değil, dünyadaki güncel devrimci mücadeleler de bu görüşümüzü doğruluyor ve pekiştiriyor. İnsanlar, devrimci biçimde kavga verdikleri içindir ki, eylemler aylarca sürebiliyor. Kendi hedefleri yönünde bağımsızca davrandıkları için etkin bir güç durumuna geliyorlar. Bu topraklarda, başka yere göre, çok daha deneyimli, dövüşken, devrimde ısrarlı bir kitle var. Bu kitle on yıllarca, dünyanın en şiddetli iç savaşlarından birini, uzun iç savaşı yürütecek devrimci bir niteliğe sahiptir. Bu, milyonlara ulaşan bir güçtür. Devrimi zafere götürecek nitelik ve mücadele yeteneğine sahip bu büyük güç, ekonomizm, sendikalizm ve reformizmle pasifize edilmesin. Bu güce ve bu ileri mücadele düzeyine kolay ulaşılmadı.

İşçi sınıfı, emekçi halk kitleleri, devrimci amacı ancak pratik olarak gerçekleştirir. Ama nasıl bir pratikle, reformist pratikle değil elbette. Reformist yol, burjuvaziyi en kritik anda, geçici de olsa kurtarmaya yarar. Gezi ayaklanmasında bunu yaşayarak gördük. Emekçileri hedefine götürecek pratik, dönüştürücü pratiktir. Devrimci pratik, değiştirici, dönüştürücüdür. Devrimci pratik, yalnızca savunduğu zor araç ve yöntemleriyle, reformist yoldan ayrılmaz, devrimci içeriğiyle, yani devrimci amacıyla da ayrımını çizer. Değiştirici pratiği, sosyalizmi hedefleyen, bunun için emeğin devrimci iktidarını gerçekleştirmeyi önüne koyan pratiktir. İşçi sınıfı salt bölüşüm tarzını değiştirmeyi değil, esas olarak üretim tarzını dönüştürmeyi hedefler. Üretim tarzını ve bölüşüm tarzını dönüştürme, köklü bir devrimi gerektirir. Dönüştürücü pratiği bu tarihsel rolü ve anlamıyla kavramalıyız.

Dönüştürücü halk eyleminin hedefi çok nettir: Halkın durumunu tamamen değiştirmektir, özgürlüktür. Sosyalizmde, bir bireyin özgürce gelişmesi, hepsinin özgürce gelişmesinin koşulu yapar. Bu büyük düşünceler, bu büyük amaç, günlük mücadele içinde köreltilemez. Dün olduğu gibi, günümüzde de ezilen ve sömürülenleri tarihin en büyük devrimini yapmaya götüren, bu büyük düşüncelerdir ve bunun ifade ettiği büyük toplumsal dönüşümdür. Uzlaşmacı küçük burjuva hareketlerin durumuna bakın, kendi reformist politikaları, küçük amaçları ve günlük çalışmaları kendileri için bile heyecanını, coşkusunu ve ateşliliğini yitirdi. En heyecan verici dedikleri ortak platformları da, onlarda kalıcı bir dürtü yaratmıyor. Parlamasıyla sönmesi bir oluyor. Bunların hiçbiri, büyük düşüncelerin, dünyayı devrimle değiştirme tarihsel sınıfsal görevleri uğruna dövüşürken, yarattığı heyecanın binde birini bile yaratamaz.

Bugüne kadarki toplumlar, kendi sınırlılıkları olan toplumlardır. Tüm sınırlılıklarına karşın, bu topluma düşün ve sanat alanında büyük eserler verildi. Bu toplumlardan biri olan kapitalist toplum, her seferinde bir sınırı aştığında önüne başka bir sınır koyar. Sosyalizmdeyse insanın gelişimi için başka koşullar oluşur. Tarihte bu güne kadarki devrimci el koymalar sınırlı kaldı, proletaryanın devrimci el koymalarıysa sınırlı değildir, sınırsızdır. Proletarya üretim araçlarının bütünlüğüne el koyar. Üretim araçlarının bütününü ortak denetimine alan bireyler, kendilerini çok yönlü olarak geliştirirler. Kendini çok yönlü olarak geliştirme, her bakımdan yetkinleşmektir. Daha üst toplumsal aşamalara, yetkinleşmiş olarak katılmaktır.

Savaşan taraflardan hiçbiri, yalnızca savunmada kalarak, zafer kazanamaz. Zafer için hücum, stratejik saldırı zorunludur. Emekçiler birçok yerde ayaklanmış durumda. Ayaklanmanın olduğu her yerde, burjuvazi kuşatma altında. Üstelik, kuşatanlar, kuşatılanlardan çok daha kalabalık. Bu savaşı kuşatanlar kazanacaktır. Çünkü onlar, hücumcu, saldırıcı bir anlayışla hareket ediyorlar. Zaferimiz kesindir.

C.DAĞLI